Aşk nedir ve aşk hakkında herşey

Aşk nedir, nerede bulunur? Evcil bir şey midir, arada sırada kontrolden geçirmek gerekir mi? Kolesterol aşkı öldürür mü?

Aşk. Duyguların en şaibelisi.

“Bir Dinozorun Anıları”nda yaşlılığı anlatan Mina Urgan, yaşlılıkla birlikte bedensel hazlardan, aşktan uzak kaldığı için üzülüp üzülmediği sorulan Sofokles’in cevabıyla anlatıyor düşüncelerini: “Ne üzülmesi? Zalim bir efendinin elinden kurtulup sonunda özgürlüğüne kavuşan bir köle kadar mutlu hissediyorum kendimi.”

Sofokles’in “zalim bir efendi” diye tanımladığı aşk ve cinsellik, sadece gençliğe özgü bir duygu durumu değil elbette.

Aşktan kurtulmaya gelince, gönüllü kölelik yapmak isteyecek aşk tutkunlarına ne demeli… İnsanın kimyasını, fiziğini, iç müziğini, gülümsemesini, para politikasını, değer yargılarını, ilkelerini sarsan bir şey aşk. Hesapsız, kıyassız, riskli ve tehlikeli ve yine de vazgeçilmez.

Rant hesapları, güvenlik önlemleri, can simitleri filan giriyorsa işin içine, baştan koyalım kuralını; aşk demeyelim buna.

Çikletlerde bir sürü benzetme bulabilirsiniz aşka dair: aşk acı verir; aşk çırılçıplak kalmaktır; aşk ev işlerini paylaşmaktır; aşk telesekreterine bir öpücük bırakmaktır gibi… Belki bütün bunların hepsi, belki de hiçbiri aşk.

Aşka en çok yaklaşanlar ise, şairler. Şair Sabahattin Kudret Aksal’a göre; aşkın güzelliği “vazgeçmededir.” Özdemir Asaf, “Yalanlar istiyorsan, yalanlar söyleyeyim/ İncinirsin. Sana gitme demeyeceğim Lavinya” diyecek kadar dürüsttür sevgilisine. Süreyya Berfe’nin yüreği, “aşkla beslenen başaktır”, Murathan Mungan, “Ben sende bütün aşklarımı temize çektim” diye payelendirir sevgilisini.

Aşk, şiire yakın olduğu kadar, kavgaya da, histeriye de, acıya da, ölüme de yakındır.

Her aşk, kendi ikliminde, kendine özgü bir coğrafya yaratır. Bulunduğunuz yaşa, sosyal koşullara, duygusal yapınıza göre, aşkı yaşayışınız, hissedişiniz değişir. Aşk, değişken olduğu gibi, sizi de değiştirir.

Aşkı algılama ve yaşama biçiminiz, kişiliğinizi de ortaya koyar. Yaşadığınız her aşk, dosdoğru size çıkan, kestirme bir patikanın krokisidir.

Aşkın tarifi olmasa da işte size bir çeşit kroki çetelesi. Siz kimseniz, aşkınızın çapı da sizin kadar olur; unutmayın!

(Aşk öldü diyenlere not: Sizin içiniz ölmüş olmasın?)
Çocukluk aşkı nedir?

Ne kadar tersini iddia etseler de, bal gibi de aşktır. Üstelik aşkın en saf hali. Anne ya da babaya duyulan aşktan verilen ilk ödün. Beklentisiz, hayranlık dolu, olanaksız ve kırılgandır. Onu, oyun oynarken unutur, boş vakitlerinizde hatırlarsınız. Onunla kavga eder, hatta onu döversiniz. Yanınızda olmasını ister, ama onunla bir türlü geçinemezsiniz. Başka türlü davranmayı bilmediğinizden, “en iyi kim. yapar” yarışlarına girersiniz. Bir gün size bakmadan yanınızdan geçip gider, siz de ona bakmazsınız, biter.
İlk aşk nedir?

Biraz prematüredir ama olsun. Yine de tüm uzuvları yerli yerindedir. Eğer, yeterince cesaretiniz yoksa prematüre ve platonik kalmaya mahkûmdur. Ya siz ya da karşınızdakinin, ikinizi birden çekip sürükleyecek enerjisi yoksa tekleyerek yaşanır ve yıllar sonra kitabınızın arasında bulduğunuz kurumuş çiçeği ya da bir ıvır zıvırı, “Bu döküntü de neymiş” deyip atarsınız. Çoğunlukla ne kadar çaba gösterirseniz gösterin, prematüre haliyle kucağınızda can verir. Acı, tutku, kavuşamama ya da vuslatın ateşi, yani ne olursa olsun bir ortak bir enerji yaratıp, bunun etrafında bir ritüel yaşamayı başardıysanız, yaşadıklarınız acı bile olsa, onu minnetle anarsınız.
Şıpsevdi aşk

Duygular meteor yağmuruna benzer. Hızla değişir, az barutlu bir havai fişek gibi kısa süreli güzellikler yaratır ve biter. Sonra bir başkası, daha sonra bir başkası… Bu tip insanlar, genellikle kendi yarattıkları illüzyonun peşinden koşup, gerçekle yüzleştiklerinde ise yeni bir illüzyonun peşinde koşmaya başlarlar. Onları kısa sürede verdikleri ve tutamadıkları sözler yüzünden “sahtekâr” diye damgalamak büyük haksızlıktır. Onları bal yapan küçük arılar gibi görüp, sevelim, kollayalım. Umutsuz aşk arayışlarında karşılarına çıkarsak, çıldırıp, saldırmayalım. Olur mu?
Aşka duyulan aşk

Çizer arkadaş Kutlukhan’ın sözüyle, “kız aşkı.” Light yiyecek ve içeceklere de “kız kolası”, “kız yoğurdu” falan diyenleri gördüğümüzden, bu bizi şaşırtmadı. Bizce, bu durumun bir cinsiyeti yok. Aşkı müsekkin gibi görmek, Eros’la sıkı fıkı bir muhabbet tutturmak iyi hoş da, bu işte bir gerçek dışılık var. Düşünün, karşınızdaki âşık figürü sürekli değişirken, sizin ilişki kurma biçiminiz değişmiyor. Kendi stilinizde davranmayı sürdürüyorsunuz ve kendi halinizde, kendi beklentilerinizle, karşınızdakinin gerçek varlığı buna cevap verir mi, vermez mi, benim duygularım nedir bile demeden, kendinden menkul bir aşk yaşıyorsunuz. Hem karşınızdakine ayıp, hem size yazık günah. Değil mi?
Olanaksız aşk

Her aşkın olanaksız bir tarafı vardır. Çoğunlukla bunları görmemeyi yeğleriz. Örneğin adam burnunu karıştırır, pırt yapar ve siz bundan çok iğrenirsiniz, bakmazsınız ve görmezsiniz. Görürseniz, aşkınız olanaksızdır. Bu olanaksız yanlar bazen o kadar ağır basar ki, aşkın hem kaynağı, hem iddiası, hem motorize gücü, hem de terminatörü olurlar. Örneğin, birlikte olduğunuz kişi evlidir (Bkz. Anna Karannina), aileleriniz arasında kan davası vardır (Bkz. Romeo ve Juliet). Babası size kıl olmuştur (Bkz. Leyla ile Mecnun), sizin babanız çöpçü, onunki fabrikatördür (Bkz. Türk filmleri). Başroldekiler, Âşık Veysel’in dediği gibi, “sevdiklerine kavuşamayıp, âşık olur”lar ve aşk acıları içinde kıvranırlar. Onların cehennem ateşine ihtiyaçları yoktur.
Gayrimenkul aşkı

İnsani aşk ile mesnevi aşk karıştığı zaman ortaya çıkar. İlkokuldan bu yana öğretici bir müsamere sorusu olarak hayatımıza giren, “aşk mı, para mı?” denklemi, kimi insanlarda para yönünde ağır basar. “Parasız saadet olmaz” düsturuyla hareket eden bu tip insanlar, ne tesadüf ki, parası olanlara âşık olma eğilimindedirler. Âşık oldukları tip değişip, kimi zaman göbekli, kimi zaman kargaburunlu, bazen yakışıklı ya da güzel olsa da, ortak noktaları ekonomik durumları olarak kalır.
Aşk-ı memnu

Yasak aşk. Men edilmiş, engellenmiş ve çoğu zaman da yasadışıdır. “Aşk illegaldir” diyen Cemal Süreyya’ya göre, aşkın aşk olması için, gereken de zaten budur.
Karşılıksız aşk

Onu görmek bile sizi heyecanlandırırken, o sizin yanınızdan, geçip gider. Siz heyecandan sapır sapır titrerken, o işiyle meşgul olur. O sizin için hayatınızdaki en önemli kişiyken, siz onun için sıradan birisinizdir. Hem âşık hem de salak hissedersiniz kendinizi… Davranışlarından, konuşmalarından işaretler alıp, umutlanır, bozulur, küsersiniz. İnsanın bir kereliğine bu duruma düşmesi, tecrübesizlikle yorumlanıp, bağışlanabilir. Ancak, bir kereden fazla başınıza geldiyse, oturup kendi hakkınızda düşünmenizde yarar var.
Sonsuz aşk

Bütün aşklar, iyi dileklerle başlar, sonsuza kadar süreceği umuduyla beslenir, ansızın tükenir. Mitlere yer etmiş sonsuz aşk imgesi, günümüzde hamburger ve kolayla birlikte uygun bir menü olmadığı için pek tercih edilmiyor. Ama yine de aşkı sonsuz bir şey olarak algılamak, yaşam sevincini böyle bir sonsuzluk imgesiyle beslemek, üç günlük dünyada hoş bir itici güç. Sonsuz ama her şey bittiği yere kadar sonsuz.
Anot-katot aşkı

Düalizm, köklerini doğudan alan bir felsefe… Bir başka deyişle, zıtların birliği. Zıt kutuplar birbirini çeker ilkesi, bazen aşk için en sihirli formülü oluşturur. İnsanın kendi kıvırcık saçlarından nefret edip, düz saçlı birine imrenmesi gibi, gönül karşıtını buldu mu, araştırmacı yönü galeyana gelir, merakına tutkuyla bağlanır. Ancak bütün sırlar çözülüp, merak gerçekle yüzleştiğinde, aşk eski cazibesini yitirir.
Kimyasal aşk

Son yıllarda bilim adamlarının ortaya attığı savlardan biri de, insanların tıpkı hayvanlarda olduğu gibi, koku duyusu tarafından idare edildiği. Siz farkında olmasanız da burnunuz, kalbinizi yönetiyor olabilir. Bilim adamlarına göre, vücudun salgıladığı kokular, milyonlarca yıl önce sahip olduğumuz duyusal yetenekleri harekete geçirip, duygularımızı fişekliyor. “Ben bu adamla ya da kadınla birlikte ne arıyorum?”, “Birbirimize uygun değiliz ama buna rağmen birlikteyiz”, “Onda ne bulduğumu bilemiyorum” gibi sorular soruyorsanız, belki de onu burnunuzla yakalandınız.
Uygunsuz aşk

Yaradılış efsanelerinde biri kadın iki kişi hikâye edilir. İnsanlar, genellikle elmanın ikinci yarısı olarak düşündüğü eşinin karşı cinsten biri olacağından emindir. Bunu arzular ve bekler. Gökkuşağının altından geçenler ise, aşkın karşılığını kendi cinsiyetlerinde bulur. İki erkek ya da iki kadın, alışılmadık ve çarpık görünse de, orada da aşkın her çeşidi bulunur.
Tek gecelik aşk

Esas tartışma, aşk ve seks arasında. “Aşk yoktur” diyenler ve seksi aşkın odağı olarak görenlerle, mistik bir aşk imgesine bağlı olanları karşı karşıya getiren bu durumun sonu, ahlaki tartışmalara kadar gidebilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir